Yürüyüş: Konak – Güzelbahçe, 6 Saat, 30 Kilometre, 2 Embesil, Sandığımızdan Daha Çok Macera

Her şey önceden kararlaştırılmıştı. 01 Kasım 2008 Cumartesi günü sabah 05.45’de telefonumdan gelen horoz sesiyle uyandım. Elimi yüzümü yıkayıp giyinmem uykulu olmamdan dolayı yarım saat sürdü.

Şort tişört 06.15’de yurttan çıktığımda hava daha yeni aydınlanmıştı. Metroya bin, Konak’a git derken saat 07.00 oldu bile.

Şans budur ki Didem uyanamamış, onun için gecikecekmiş. Böylece hem o hem de ben 06.30’da olan buluşma saatimizi yarım saat geciktirince Konak’ta birbirimizi beklememiz gerekmedi.

Hemen yola çıktık.

Artık bu yürüyüşler sıradan hale geldiği için ilk 15 kilometrenin bittiğini fark etmedik bile. Bir baktık ki, Konak çoktan bitmiş, yerini Balçova ve İnciraltı Kent Ormanı almış.

İnciraltı Kent Ormanı... Huzurun diğer adı. İnciraltı Kent Ormanı... Huzurun diğer adı.  

İnciraltı Kent Ormanı çok huzurlu bir yer. Sağınız deniz, solunuz orman… Dalga sesleri dolduruyor içinizi… Ağaçların dallarında kuşlar cıvıldıyor. Ayağınızın altında ezilen çakılların sesleri geliyor… İnciraltı Kent Ormanı ve verdiği geçici huzur böyle geçip gidiyor…

İnciraltı Kent Ormanı’nı geçince kocaman bir Özdilek karşılıyor bizi. İleride yol biteceği için içe sapıp devam ediyoruz… İnciraltı’nın etrafı mandalina bahçesi dolu dar sokaklarından geçip sahil evlerine doğru ilerlerken gözümüze çok güzel bir mandalina ağacı ilişiyor. İki mandalina koparıp (daha sonra hangi ağaçtan kaç tane kopardığımızın sayısını unuttuk gerçi… 😄) yiye yiye, konuşa konuşa, müzik dinleye dinleye yolumuza devam ediyoruz.

Bir bakmışız ki Narlıdere’deyiz! Bir daha bakmışız ki Sahil Evleri’nden sonra kıyı yine tükenmiş, kıyının yerini tekrar askeriyenin tesisleri almış. Eli mahkûm içe doğru gidiyoruz. Otoyolun hemen yanındaki yoldan Urla tarafına sapıp yolumuza devam ediyoruz.

Narlıdere gişelerine vardık. Narlıdere gişelerine vardık.  

Bir süre sonra sağda evler bitiyor, askeriye bitiyor ve tekrar deniz görünüyor. Solumuz otoyol, biz iki şeritli tek yönlü şehirler arası bir yolun banket kısmında yürüyoruz, sağımız ise İzmir’in denizi…

Didem’e ne kadar bu böyle sadece bir kilometre gidecek demiş olsam da, tutturamamışım, yolun bu kısmı fazlasıyla sıkıcı kocaman bir üç kilometre imiş.

Ama bu iğrenç üç kilometrede ne yoktu ki yerlerde! Önce çocuk bezi bulduk, ardından şeker hastalığı ile ilgili bir kart, sonra ayran kutusu, bira şişesi ve ilerde de uçaksavar mermisi! 😄

Yaklaşık 15 santimetre boyunca, patlamamış bir mermi idi. Tehlikelerini bilemediğimiz için (bilinçsiz halk) çantaya atıp yola devam ettik.

Nihayetinde otoyol yükseldi, sola doğru kıvrıldı ve dağın üstünde kayboldu. Bize de iki tarafı binalarla çevrili bir yol bıraktı. Bir süre daha yürüdükten sonra Narlıdere’ye de elveda deyip Güzelbahçe sınırına girdik.

Urla'ya 2 kilometre kala yürüyüşü noktaladık. Urla'ya 2 kilometre kala yürüyüşü noktaladık.  

Güzelbahçe’de ayaklarımız NULL döndürmeye başlayınca mola verelim dedik ve bir banka oturduk. Hiç fark etmemişim… Banktan kalkarken cebimdeki telefon benimle beraber kalkmamış. Yaklaşık bir kilometre sonra ayındım. Baktım telefon yok. Didem zaten telefon getirmeyi unuttuğundan telefonumu arayamıyoruz da. Yoldan geçen bir çifti (zaten tek geçen pek yok) durdurduk. Derdimizi anlattık. Adam telefonunu verdi, aradım kendi telefonumu… Açan yok. Apar topar geri döndük. Mola verdiğimiz bankı bulduğumuzda telefon hala bankta bizi bekliyordu. Mutlu olduk.

Toplamda iki kilometre kayıpla yürümemize devam ettik. Asıl amacımız Urla’ya gitmekti. Ancak Didem’in ayak classının hata vermesi sebebiyle Urla sınırına 2 kilometre kala yürüyüşü sonlandırdık.

Toplamda 30 kilometre yol teperek Balçova-Karşıyaka rekorumuzu egale ettik. Yürüyüşümüz saat 13’de bitti. 5 saatte 30 kilometre yürüyerek Karşıyaka’ya vardığımızdan çok daha hızlı bir şekilde vardık.

O kadar yürüyünce insan acıkıyordu tabi. Dönüşte Balçova Kipa’ya uğradık. İçeri girerken o koca mermi güvenlikte ötmedi. Buradan alışveriş merkezlerinde bozuk paranın uçaksavar mermisinden daha tehlikeli olduğunu çıkarttık.

Daha sonra otobüse bindik. Halkapınar durağına gittik. Orada yollarımızı ayırdık. Ben o mermiyle bir de metronun güvenliğinden geçtim. Orada da ötmedi.

Mermi ne mi oldu? Oda arkadaşım mermiyi ve patlamamış olduğunu görünce çok tırstı. Bana her an patlayabileceğini söyleyip ne kadar tehlikeli olduğunu anlattı. Apar topar jandarmaya gidip mermiyi teslim ettik. Adam mermiye bakıp eğitim amaçlı olduğunu söyledi. 😃 Boşuna o kadar acele etmişiz… Zaten yolum o tarafa düştüğünde teslim edecektim…

Uçaksavar mermisi macerasını da böyle atlatınca, geriye sadece bu yazıyı yazmak kalıyor… 😃