İstanbul Macerası Bölüm 2

İstanbul’a vardık, Kadıköy’de kahvaltımızı ettik, Avrupa yakasına geçtik. Sıra gezmeye geldi. Karaköy – Galata durağından tramvaya bindik, Sultanahmet durağında indik. İstanbul’un tramvayı, trafikle birlikte gitmesine rağmen Antalya’nın Hafif Metro’sundan (!) daha hızlı gidiyordu.

Sultan Ahmet Camisi

Sultanahmet durağından Sultan Ahmet Camisi’ne doğru ilerledik. Orada fuar gibi bir yer vardı, Fatih Belediyesi tarafından düzenlenmiş... Ona girdik. Gezdik, diğer tarafından çıktık ve müthiş ihtişamıyla Sultanahmet Camisi’ni gördük. Bahçesine girdik. Gezdik.  İçini gezmeyi de çok isterdik ama namaz saati olduğundan içeriye giremedik. Acelemiz olduğundan bekleyemedik. Sadece kapıdan göz atmakla ve dış bahçesini gezmekle (hatta yanlışlıkla otoparkına dalmakla) Sultanahmet gezimizi noktaladık.

Sultanahmet Camisi Sultanahmet Camisi   Sultanahmet Camisi Sultanahmet Camisi   Sultanahmet Camisi Sultanahmet Camisi   Sultanahmet Camisi Sultanahmet Camisi  

Bonus fotoğraf:

Basamaklara Oturmayınız Basamaklara Oturmayınız  

Cami’nin bahçesinin hemen dışında tahminimizce ya tarihin bir döneminde Mısırlılar tarafından hediye edilmiş ya da uzaylılar tarafından getirilmiş, üstü hiyerogliflerle kazılı dev bir taş gördük. Rahat vardı 20 metre! Baktık, baktık, baktık… Başımız döndü.

Dikilitaş Dikilitaş   Dikilitaş Dikilitaş   Dikilitaş Dikilitaş   Dikilitaş Dikilitaş  

Ayasofya Müzesi

Sultanahmet'ten sonra, ikinci gezi noktamız olan Ayasofya Müzesi’ne doğru yol aldık. Daha önce Discovery’de Ayasofya’nın inşaatı hakkında bir belgesel izlediğimden az da olsa bilgi sahibi idim. Bina tarihi dönemlerde yapılan onarımlar ve çökmesin diye yapılan ekler nedeniyle dışardan felaket görünüyordu. (Uzaktan süper görünse de.) Ama içi… Ben öyle dev gibi bir kubbe görmedim!

Ayasofya Ayasofya   Ayasofya Ayasofya  

Ayasofya’nın girişinde iki sıra vardı: Türkler, Yabancılar. Önce dedim “Nooluyoruz!”. Sonra güvenliğe sorunca, olayın ardındaki gün güzüne çıktı. Müzeye giriş 20TL imiş. Ancak Türk vatandaşları Müze Kart alabilirlermiş. Müze Kart da 20TL imiş. Böylece Türkler nakit 20TL vermek yerine, Türk sırasına girip Müze Kart alırlarsa, hem Ayasofya’yı hem de diğer müzeleri müze kartlarıyla ücretsiz gezebilirlermiş.

Girdik kuyruğa… O da ne? Müze Kart öğrenciye 10TL! 😄 Aldık birer kart, öğrenciliğimizin avantajıyla… Okuttuk Müze Kartlarımızı ve girdik Ayasofya’ya.

İçerisi çok ama çok yüksekti. Dev gibi bir kubbe, kubbenin tamamı işlenmiş. Tavan, tamamı işlenmiş. Duvarlar, tamamı süslemelerle işlenmiş. Kolon uçları, tamamı desenlerle bezenmiş. Duvarlarda mozaiklerden resimler, dev gibi mermer süslemeler… Kafamızı kaldırınca başımız döndü.

Ayasofya Ayasofya   Ayasofya Ayasofya  

Ayasofya Ayasofya   Ayasofya Ayasofya   Ayasofya Ayasofya  

Ayasofya Ayasofya   Ayasofya Ayasofya  

Ayasofya Ayasofya   Ayasofya Ayasofya  

Bitirirken

Yanımızda fotoğraf makinesi olmadığından tüm fotoğrafları cep telefonu ile çektik. Daha doğrusu sağ olsun, Yiğitcan hiç üşenmedi çekti. Telefonla çekince fotoğraflar bu kadar çıktı. Buna da şükrediyoruz. Canon’umuz yoksa bizim suçumuz değil ki! 😄

Devamı Gelecek

İstanbul’da gezinti böyle devam etti. Gezinin ilerleyen kısımları ve konser başka bir yazıya…

Biraz Tarih Diyorsanız