Bağlanmak ve Özgürlük İkilemi

İnsanların birçoğu özgürlük istiyor. Nice savaşlar yapılıyor bu uğurda. İnsanlar başkalarına bağlanmaktan çekiniyor. Kendi kararlarını vermek istiyor. Bazıları sırf bunun için evden kaçıyor. İnsanlar hayatlarını olabildiğine yaşamak istiyor… Özgürce! İstedikleri gibi…

Ama özgür olmaya bu kadar önem veren insanlar birilerine bağlanıyor. Sevdikleri oluyor, sevgilileri ya da biricik aşkları… Onlara danışıyorlar, her şeyi iki kişilik düşünmek zorunda (?) kalıyorlar ve başlarına buyruk hareket edemiyorlar. Bazen bağlanmak insanları değiştirebiliyor, bazen sıfırdan bile yaratabiliyor…

Bir ikilem var ortada. Uğruna savaşlar verilen özgürlüğü kaybetme, kısıtlanma korkusu ve diğer yanda hoşlandığınız o insan, ona bağlanıvermek…

Bu ikilem çok mantıksız! Üçüncü şahıs için kısıtlanma, özgürlük kaybı ya da “başı bağlılık” olarak tanımlanabilecek o “özgürlük kaybı” sevenlerin zorunluluktan değil de yapmaktan hoşlandıkları için (hatta farkında bile olmadan) yaptıkları bir şey olmalıdır.

Bir insanın zincirle ağaca bağlanması ile _sevdiğine bağlanıp dünyayı bir çift olarak görmesi_nin aynı kapıya çıkması mümkün mü?

Özgürlüğünden vazgeçmemek için (?) sevdiklerine tekmeyi basanlar var.

Bir ilişkinin “özgürlüğünü terk etmek” olarak görülmesinin o ilişkiden hayır gelmeyeceğinin bir göstergesi olabileceğini düşünüyorum.

Bence seven insan hoşlantıyı, aşkı, sevgiyi özgürlük kaybı olarak değil; hayata katılan değer olarak görür. Tersini düşünmek bana garip geliyor.