Kıymık

Bazı ufak şeyler vardır çevremizden beklediğimiz... O kadar ufak ve hayata o kadar yerleşik beklentilerdir ki bunlar, ne kelimelere döküp adlandırabilirsiniz, ne alenen talep edebilirsiniz. Onlar sadece "olur". Böyle ufak şeyler hayatın tadı tuzu olup, hayatın sadece verilen sözler, açıkça ifade edilebilenlerden oluşmayan ilginç ve hoş bir şey olmasını sağlar.

Düşünsenize, öyle bir hayatınız var ki, fatura keser gibi her hareketinizi kağıda dökebiliyor, hepsini muhasebeleştirebiliyorsunuz... Hoş mu?

Ama tabi beklenenler genelde gerçekleşmez... Kişisine göre, vaktine göre, size göre, hissettiklerinize göre, dönemine göre, vs. vs. umurunuzda değildir genelde gerçekleşmemesi... Oralı bile olmazsınız. Hatta, belki siz bile fark etmezsiniz.

Ne yazık ki kötü bir senaryo gerçekleşir bazen, üzülürsünüz, karşınızdakine kırılırsınız. Ama neden olarak açıkça söylenebilecek bir şey yoktur ortada, o ne yapacağı bir şeyi yapmamıştır, ne bir sözünü tutmamıştır, ne de doğum gününüzü unutmuştur, ne arkanızdan konuşmuştur... Hiçbir hatalı hareketi olmayıp, ne dese %100 haklıdır. Ama siz üzülmüşsünüzdür bir defa.

Bir sevgiliden bir ay boyunca "Seni Seviyorum" duymamak, buna çok iyi bir örnek olabilir mesela. Böyle bir şeyi yapması zorunlu değildir, bir şey unutmamıştır, böyle bir şeyin sözü de olmaz. Ama siz bunu duymak ister, duymayınca üzülürsünüz. Dile de getiremezsiniz bu kırgınlığınızı. Ne diyeceksiniz? "Sen bana artık hiç güzel sözler söylemiyorsun." derseniz, işler öyle de böyle de sarpa sarkacaktır:

1. Olasılık: Karşı taraf anlayışsız, bencilin teki olup, dünyayı kendi merkezinde döndürüyorsa ve sizin en ufak isteğinizi bile karşılamak yerine, kendini ölene dek savunmayı tercih ediyorsa diyeceği şu olacaktır: "Yaaa seni sevdiğimi bilmiyor musun, yani demeyince sevmiyor mu oluyoruz, bula bula bunu mu buldun, sevgiyi göstermek bir tek buna mı kaldı?" Hayır sadece ona kalmadı, ancak olsa güzel olmaz mıydı? Gelin de bunu anlatın. (Tavsiye etmiyorum, denemeyin, anlatılmıyor.)

2. Olasılık: Karşı taraf, sizi anlayacak ve istediğiniz gibi davranacak. Her gün güllerle uyuyacak, papatyalarla uyanacaksınız. Mutlu olmamanız için hiçbir neden yokmuş gibi görünecek. Ama hep şunu yaşayacaksınız içten içe: "Normalde o böyle şeyler yapmıyordu. Ben söyledim diye yapıyor. Bu yaptıkları benim için, onu uğraştırıyorum, sırf ben mutlu olayım diye yapıyor, aslında içinden geldiğinden değil, benimle rahat edemiyor, kendini bana ne kadar süre daha uydurabilir ki?" Karşı taraf hakikaten tüm içtenliği ile size istediğinizi verse (kısaca kendini gerçekten değiştirse) bile siz bunu bilemeyeceğinizden gerilecek duracaksınız. Ve bir süre sonra içiniz içinizi yediğinden, arıza çıkaran yine siz olacaksınız. Karşı taraf hissettiklerinizi hiçbir zaman bilemeyeceğinden, sizin içinizdeki ikilemi hiçbir zaman yok edemeyecek...

Böyle bir ikilemi anlamak, gerçekten müthiş bir empati yeteneği ve tanışıklık ister. Dışarıdan yardım alınmadan böyle bir ikilem tespiti yapılabilen ilişkiye ben şapka çıkarırım, "Budur!" derim.

Keşke o kırgınlıklar hiç olmasa... Ya da keşke o kırgınlıkları, "annenizin evin içinde ayakkabı ile gezdiğinizde size göstereceği hisler" kadar açık bir şekilde ifade edebileceğimiz kelimeler olsa... Ya da telepati: Doğrudan his aktarımı şeklinde.

Bir insan düşünün, doğum günü kutlanmamış; bir yolcu düşünün, iyi yolculuklar dileyeni olmamış; yeni bitirilmiş bir proje düşünün, tebrik edeni olmamış; gidici bir arkadaş düşünün, onunla olmak yerine evde kös kös oturmak tercih edilmiş; bir dost düşünün, ona haber verilmeden herkes toplanmış; bir davet düşünün, ne olumlu ve olumsuz bir cevap almış, yok sayılmış, unutturulacağı düşünülmüş; bir zavallı düşünün, güvendiği karlara dağ yağmış, o karda tek başına, ama tek başına kar topu oynamış...

Bunlar kalbe batan minik kıymıklardır işte. Kanatmaz, öldürmez, yıkmaz.

Ama çok pis acıtır.