Uçan Sarışının Seyir Defteri

ucaktaki-sarisin ucaktaki-sarisin   Antalya’ya gelişim müthiş bir eğlenceydi! Bir arka koltuğumda oturan güzide sarışınımızın yol boyunca arkadaşıyla yaptığı sohbette yumurtladıklarından bazı alıntılar sunuyorum sizlere... 😄

  • Uçağa ilk bindiğinde söylendi: “Bu ne yaaa resmen arandık!” (İki defa güvenlik kontrolünden geçmemizden bahsediyor. Ben sadece oramızı buramızı sapıklığına elliyorlar sanıyordum, aydınlandım.)
  • Pilot gazı verdi, havalandık. Yükseldik, yükseldik... Sonra arkadaki sarışından ben yaran yorum geldi: “Bugün hava çok sisli!” (Bulutları kastediyor.)
  • Bulutların içinde yükseliyoruz... Uçağın dışındaki parlayıp sönen ışıklar ışıldıyor. (Hani şu yerden bakıp aaa uçak geçiyor dediğimiz ışıklar.) Sarışından yorum geliyor: “Habire şimşek çakıyor!”
  • Ve elbette olmazsa olmaz “ya uçak düşerse” muhabbetleri başlıyor. Sarışın diyor ki, “Ya uçak düşünce niye herkes ölüyor ki? Yani uçak söyle düşse, şurada zaten ikiye bölünür ortsındağn, arkadakilerin yaşaması gerekmez mi? Öyle di'l miiiaa?” şeklinde bir tez ile, bir uçak düştüğünde nedeni hakkında aylarca yapılan araştırmaları daha uçak düşmeden iki dakika içerisinde gereksiz kılıyor. Bir uçak düşünce herkesin her zaman ölmediği, uçak yakıtının alev alması ve benzeri şeyler ise ihmal ediliyor...
  • "Niye herkese paraşüt vermiyorlar? Takarız, atlarız kurtuluruz diyor sarışın." Paraşütle atlamanın eğitim gerektiren bir şey olduğu, dışarısının -50 dereceye kadar inebileceği, o irtifada nefes alınamayacağı, o panikle herkesin sekiz çıkış kapısından geçerken tüm paraşütlerin düğümleneceği, uçakların (izlediğim 6 sezon Air Crash Investigation dizisine göre) genelde gökten kaya gibi düşmediği ve pilotun elinden gelenin en iyisini denediği, paraşütle yere çakınıldığında arama kurtarma ekipleri herkesi tek tek bulamadan ölüneceği gibi ayrıntılar pek önemsenmiyor...
  • Ve alçalmaya başlıyoruz. Alçalıyoruz, alçalıyoruz. En sonunda 150 metre kadar alçalıyoruz. Öyle ki, birisi arabadan hareket çekse görürüz. Hava alanına varmak üzereyiz. Hava alanının dibindeki otelin üstünden geçiyoruz. Bizim sarışın diyor ki “Yeaa burası neresiaa? Adalet sarayı sanırım?” Antalya’yı bilenler anlayacaklardır buradaki komediyi. He canım, Adalet Sarayı, daha sonra Migros’tan 150 metrede uçakla geçiyoruz, Kale Kapısı’nda durak var orada durup, sonra hava alanına iniyoruz sarışınım benim!

Ve en sonunda... Alçalıyoruz iyice 100 metre falan... Sarışın: “Ayy daha gelmedik miii? Kemerdeyiz herhalde daha!”

Bu sonuncuyu ne coğrafi olarak izlediğimiz rota açısından, ne de Kemer'den Antalya’ya 50 kilometreyi 100 metre irtifada uçarak gelmek açısından başka sarışınlar bile açıklayamadı.