Yeni Blog Yazarlarına Tavsiyeler

Kendi çekimimdir. Balçova/İzmir Kendi çekimimdir. Balçova/İzmir  

…ve sonunda siz de blog yazmaya karar verdiniz. Tebrikler ve aramıza hoş geldiniz. Bu yazı yeni blog yazarlarına tavsiyelerden oluşmakta. Okumak ya da okumamak sizin takdiriniz…

Başlamadan Önce: Yazarı Tanıyalım

Tavsiyelere başlamadan önce, bu yazıyı yazdığım dönemki “ben” hakkında süpersonik biz özet geçeyim ki tavsiyeleri kimden aldığınızı bilin. Eğer “sen kim oluyorsun da tavsiye veriyorsun ki!” diyecekseniz doğrudan yorum kısmına geçin.

Ben Umut Benzer, Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum. İlköğretimden bu yana programcılıkla haşır neşirim. 4 yıldır UBenzer’i yazmaktayım. Bunun öncesinde de çeşitli kişisel ve kişisel olmayan da sürüyle web sitesi projem olmuştu.

Blog Yazarlığı 101

Tavsiyeleri başlık başlık yazdım ki okuması kolay olsun. 😉

Ne yazabileceğinizi belirleyin

Blog yazmaya karar verdiniz iyi hoş süper ama yazacak bir şeyiniz var mı?

Eğer uzmanlık alanınız varsa bu konuda makaleler yazmayı düşünebilirsiniz. Eğer bir hobiniz varsa bu da güzel yazılar yazabileceğiniz bir konu olabilir. Ayrıca kişisel yazılar (aşk, meşk, arkadaşlar vs.)  yazabilirsiniz ki bu zaten herkesin yer yaşta her zaman yazacak bir şeyler bulabileceği konulardır.

Yapmamamız gereken, uzmanlığınız olmayan ve bilginizin tam olmadığı konularda “atıp tutmak”, “her şeyi biliyormuş gibi” davranmaktır. Bilmemek ayıp değildir, tam uzman olmadığınız konularda yazmak da ayıp değildir yeter ki kullanıcılara “bildiğiniz kadarıyla yazdığınızı” hissettirin. Aksi halde kendinizden çok emin bir şekilde “Geçenlerde yeni bir monitör aldım, internet acayip hızlandı.” diyor olabilirsiniz.

Pişman olacağınız şeyler yazmayın

Söz uçar yazı kalır. Yazıklarınızdan 10 yıl sonra da utanmayacağınızdan emin olarak yazın. Tabiki istemediğiniz yazıyı “delete” ile silebilirsiniz ama yazık değil mi yazarken harcadığınız emeklere?

Mesela ben bundan üç sene kadar önce “depresif depresif” şeyler yazıyordum. Yazdıklarımdan ve geçmişimden utanmıyorum. O zamanlar öyleydim. Değiştim. İnsanların o yazılarımı okumalarında bir sakınca görmüyorum. Çünkü 2000bilmem kaçta yazdığım, üzerinden yıllar geçmiş yazılarla yargılanmanın saçmalık olduğuna inanıyorum.

Ama siz böyle düşünmeyebilirsiniz. O zaman ya bu yazıları en baştan yazmazsınız ya da sonra silersiniz. (Ama bir defa yaydığınızda insanlar çoktan onu başka bir yere kaydetmiş olabilir.)

Çok trafik ve hemen para kazanma hevesi mi, özgün içerik mi?

Birçok “yazar” açtığı sitesine milyonlarca ziyaretçi, cüzdanına binlerce dolar girecek sanır. Bu hayallerini gerçekleştirmek için yapmadığını da bırakmaz. Daha adam gibi yazı yazmadan sitenin sağını, solunu, popupını, yazının önünü, arkasını, sol çaprazını, kuzeyini, güneyini 1545 tane reklamla doldurur. Daha sonra sağdan soldan “çaldığı” yazılarla sitesini donatır. Birkaç tane “film indirme linki”, “Windows 7 indir”, güncel olaylar (Hilal Cebeci, Aziz Yıldırım, Harry Potter) anahtar kelimelerini (keyword) içeren yazılar ekler. Ne tür sitelerden bahsediyoruz, olayı kaptınız sanırım… Biz onlara "yazar" diyelim.

Bu tarz içerikler ziyaretçi artışını ve para kazanmayı sağlıyordur muhtemelen (hiç denemedim). Ama bu tarz “hite oynayan” siteleri ben zaten blog yazarı saymıyorum. Eğer böyle amaçlarınız varsa bence yazıyı daha fazla okumanıza gerek yok. Onun yerine Twitter’daki Trending Topic’leri takip edip onlardan yazı yapın.

Adam gibi içerik üretip sevilen bir blog yazarı olmak istiyorsanız o zaman sabretmeyi göze almalısınız. Ziyaretçi size bir anda gelmez. Zamanla artar trafiğiniz. Siz kendinize bir çizgi oluşturmaya bakın. Yazmaya devam edin. Ziyaretçi sayısını önemsemeyin. Gerekli SEO çalışmalarını, reklam ve tanıtım kampanyalarını yapın, ziyaretçi zamanla zaten gelecektir.

Bırak o Blogger’ı!

Blogunuz için kullandığınız sistem Blogger, Blogcu, Blog.ac, Wordpress*.com* veya diğer hiçbir hazır bloglama servisi olmasın. Bilgisayardan çok fazla anlamıyor olsanız bile olmasın. Neden mi?

Bir: Sitenizi zamanla süsleyip püsleyeceksiniz. Size sunulan hazır sistemin limitlerine takılma olasılığınız var. Yapamayacağınız şeyler çıkabilir.

İki ve önemli olan: Engellenebilirsiniz! Biliyorsunuz Türkiye’de habire site engelliyor. Kullandığınız sistemi komple engellerlerse ne olacak? Siteniz durduk yerde güme gidecek… DNS ayarı yapacak yazı yazmaya devam edeceksiniz. Peki okurlar? Bir çoğu DNS’ten anlamaz ki. Giremeyecekler sitenize. Ziyaretçileriniz ciddi anlamda düşecek. Hevesiniz kaçacak. vs. vs...

Bunun gerçek bir örneği Blogger’da olmuştu. Kendi domaini ile blogspot hizmeti alanlar bile güme gitti. Yazık oldu onlarca bloga.

Benim öğrendiğim bir şey varsa o da bu ülkeye güven olmaz. Kendinize bir hosting alın, kontrolü elinizde tutun.

Kendi alan adınızı alın

Hem hoş görünmesi ve akılda kalması, hem de blogunuzun kontrolünün sizde olması için mutlaka kendi alan adınızı almalısınız. Aksi halde blog servisiniz, "benimguzelblogum.blogservisininadi.com" adresini neden gösterme gereği bile duymadan “şak” diye kapatırsa arkasından anca bakakalırsınız.

Halbuki alan adı sizin olursa, istediğiniz zaman hosting şirketinizi değiştirebilirsiniz. Siz sunucunuzu Türkiye’den Hong Kong’a taşısanız bile ziyaretçilerinizin ruhu duymaz.

Kendi alan adınıza en başından beri sahip olmanın başka avantajları da vardır. Örneğin önce .blogcu.com gibi bir isimle başlayıp daha sonra kendi alan adınıza taşınırsanız şu sorun ortaya çıkar: Okurlarımın hepsini nasıl yeni siteye yönlendireceğim? Elbette eski sitenizi yenisine yönlendirebilirsiniz ama bu insanların yer imlerindeki (sık kullanılanlar) eski site adresinizi, RSS adresinizi değiştirmeyecektir. Google yeni sitenizi en baştan indexleyecek, sahip olduğunuz arama popülerliği kaybolacaktır.

Uzun sözün kısası, en baştan kendi alan adınız ile başlayın ve alan adınızı iyi belirleyin. Daha sonra değiştirebilirsiniz ama bu kesinlikle ve kesinlikle ziyaretçi kaybı ile sonuçlanacaktır.

Ampul gibi yanıp sönmeyin

Uzun süredir dikkatimi çeker, bazı blog yazarları kafasına estiğinde blogunu kapatıp ilerleyen zamanlarda sıfırdan başlamayı alışkanlık haline getirmiştir. Ben bunu yanlış buluyorum. Fırsat bulamayacak ve aylarca bir şey yazamayacak olsanız bile blogunuzu komple kapatmamalısınız. Niye belirli bir yol kat etmişken her şeye sıfırdan başlayasınız? Yazık değil mi?

Bence “hayata beyaz bir sayfa açmak” bu demek değil.

Sürekli yazın

Blogunuza istikrarlı bir şekilde yazı yazmanız önemlidir. Bir gün 15 tane yazı gönderip sonraki 7 gün yazı yazmamak hoş bir davranış değildir.

Neden…

Sürekli yazı girmek blogunuzu taze tutar. Hem arama motorları hem de bazı ziyaretçiler blogunuzun ne kadar aktif olduğuna bakar. Bunun için yapılacak en kolay şey de son yazılan yazının tarihine bakmaktır. Daha önemlisi, eğer aynı anda bir sürü yazı yayınlarsanız “düzenli okurlarınız” aynı anda o kadar yazıyı görmekten korkabilir ve okumaya üşenebilirler. Daha da kötüsü, okurlarınız yazıları görmeyebilir, arada atlayabilir, yazınız güme gider.

Bu yüzden tavsiyem yazılarınızı düzenli bir şekilde yayımlamanızdır.

Bu konuda nasıl bir yol izlediğimi anlatırsam, belki benzerini yapmak açısından örnek olabilir: Ben UBenzer’e gün başına en fazla 1 yazı girerim. Aynı gün ikinci yazı göremezsiniz. Ve iki yazı arasında en fazla 4 gün olması için çalışırım, 7’yi geçmesi ise felaket olur. Eğer bir gün bir sürü yazı yazarsam, bunları biriktiririm. Zamanı gelince el ile kendim veya bazen de Wordpress’in “zamanlanmış yazı” özelliği ile otomatik yayına alırım.

Rakamları zaman içinde, yazı yazma sıklığımı ve ayırabileceğim vakti göz önüne alarak kendim belirledim. Siz de kendinizinkini belirleyin.

Kaliteden ödün vermeyin

Arada bir kendi yazılarınıza geri dönüp okuyun. Eski yazılarınız ile şimdiki yazılarınızı karşılaştırın. Arkadaşlarınızın yorumlarını alın. Çizginizi koruduğunuzdan emin olun.

Yazmaya vakit ayırın

Her blog yazınıza Cumhuriyet Gazetesi’nin ana sayfasına çıkacakmış gibi özen gösterin. Çıkmayacak olabilir ama olsun, sonuçta altında imzanız var. Sizin kim olduğunuzun bir göstergesi sonuçta… Blog yazınız yeterli olgunluğa erişinceye kadar yayımlamayın.

Bazı yazılarımın aylarca taslak olarak beklemişliği (ve bazılarının çöpe gitmişliği) vardır. Üzerinde saatlerce, hatta günlerce uğraştığım onlarca yazı vardır. Genelde bir yazıyı tamamlama sürem 1-1.5 saat civarındadır.

Fikirleri tutmak için not defteriniz hep yanınızda olsun

Aklınıza her an bir yazı konusu gelebilir! Unutmadan bir yere not almak için yanınızda hep yazacak bir şeyler olsun. Cep telefonunuzun “notlar” kısmı bunun için en ideal yerlerden biridir.

Vakit bulduğunuzda aklınıza gelen konulardan birini kaleme alırsınız, böylece hem fikriniz boşa gitmez hem konu sıkıntısı çekmezsiniz.

Şu an bende yazmak için bekleyen yirmiye yakın konu var mesela. 😉

TDK da sizi görecek mi?

Yazı yazmadan önce yazım ve imla kurallarını okuyun, öğrenin. “de,da” ekleri ne zaman ayrı ne zaman birleşik yazılır bilin. Dil uzmanı olun demiyorum ama mümkün olduğunca kurallara uymaya çalışın.

“Aqsi hlde althı harfliler qibi yhazarsnz sonra qimse sisi çiddiye almash panpishlermmmmm XDXD”

Zırt pırt tasarım değiştirmeyin

Güzel bir tema bulana/tasarlayana kadar birkaç defa tasarımınızı değiştirebilirsiniz ama bir defa görünüm içinize sindi mi her hafta tasarımınızı değiştirmek doğru değildir. Kullanıcılar her girdiklerinde farklı bir tasarım bulurlarsa sitenizi kullanmayı tekrar tekrar öğrenmek zorunda kalırlar. “Başlarım böyle işe!” deyip “erör” vererek giden kullanıcılarınız bol olur.

Bunun yerine karar verdiğiniz ve temel olarak aldığınız temayı güzelleştirip geliştirmek daha iyi bir tercih olabilir.

Örnek verecek olursam, şu an kullandığım UBenzer’in ikinci temasıdır. 4 yılda iki tema.

Site istatistiklerinizi tutun

Başladığınız ilk günden itibaren sitenizin trafiğine ilişkin rakamları mutlaka tutun. Bu, ileride “nereden nereye” geldiğinizi görmek için önemlidir. Yaptığınız değişikliklerin trafiğiniz üzerindeki etkilerini grafik üzerinde inceleyebilmenizi sağlar. Sitenizdeki dönemsel trafik artış/azalışlarını önceden tahmin ederek buna göre bandwidth ve diğer sunucu gereksinimlerini ayarlamanıza yardımcı olur. Trafiğinizin dağılımını (doğrudan, referans, organik) görmek hangi konularda kendinizi geliştirmeniz gerektiği konusunda yardımcı olur.

Trafik tutmak için kullanabileceğiniz en iyi iki araç Google Analytics ve Piwik’tir.

Hedef kitlenizi bilin

Belirli bir süre yazdıktan ve okurlarınız olmaya başladıktan sonra okurlarınızın kimler olduğunu analiz etmeye çalışın. Bu analizi gelen yorumlara göre, Google Analytics verilerinin de kılavuzluğuyla yapabilirsiniz.

Siteme genel olarak kimler gelmiş? Ev hanımları, üniversite öğrencileri, Work and Travel’cılar, bilgisayar programlama meraklıları, Antalyalılar vs vs…

Bunu bilmeniz, yazdıklarınıza gelebilecek yorum/tepkileri önceden kestirebilmenize, hangi yazıların daha çok “tutacağını” tahmin edebilmenize yardım eder. Eğer aklınıza yazacak bir şey gelmiyorsa, hangi konularda yazabileceğiniz konusunda da bir fikriniz olur.

Hemen ilk günden reklam koymayın

Hemen ilk günden reklam koymayın, yazıktır. Zaten tıklayan yok, sayfa gösterimi desen, para kazandıracak kadar çok değil. Bari ziyaretçilerin göz estetiğini bozmayın. Biraz sabredin.

Ayrıca ne kadar trafiğiniz olursa olsun, reklamlarınızın ziyaretçinin sizin ve annenizin kulaklarını çınlatmayacak şekilde yerleştiğinden emin olun. Para hevesine düşüp, zırt pırt orada burada her yere reklam koymayın. İçeriğinize ve kalitenize yazık etmeyin. Eğer reklamın b.kunu çıkartmış site örneği istiyorsanız haber portallarının birçoğuna bakabilirsiniz. (Bu yazı da var.)

Sosyal medyaya gerekli önemi gösterin

Siteniz insanlar arkadaşlarıyla paylaştıkça popülerleşecek. (Tabi ShowTV’ye reklam verecek paranız yoksa. 😄 ) Arkadaşlar arasında yayılmak demek de sosyal medya demek. Bu yüzden yazılarınıza “paylaş butonu” koymayı ihmal etmeyin. İnsanlar bir tıkla sizi paylaşabiliyor, var mı daha iyisi?

Twitter resmi butonu burada, Google+1 butonu burada, Facebook’unki ise burada. Nasıl ekleneceğini sormayın, arayan bulurmuş.

Bir başka öneri, sitenizin Twitter’da bir hesabı, Facebook’ta bir sayfası olsun. Yazıklarınızı buralara da yollayın. (Bunu otomatikleştirebilen eklentiler de bulabilirsiniz, yine bana sormayın az araştırın.) Böylece sizi isteyen istediği yerden takip edebilir. Okur size gelmez, siz onun ayağına gitmiş olursunuz.

Son olarak, Twitter’daki takipçi sayınızı, Facebook’ta sayfanızı beğenenlerin sayısını veya RSS takipçi sayınızı 1’ken 5’ken 10’ken sitenize koymayın. Şöyle en azından ama en azından bir 50 olsun öyle  koyun. Komik görünmesin sonra.

Dipnot: Bize öneriyorsun ama daha senin sitene ait bir @UBenzer Twitter hesabı yok diyenler, çok dikkatlisiniz tebrikler. Ben kendi yazdıklarımla siteme eklediğim yazıların uyarısını tek hesap üzerinden yapmayı tercih ettim, o da @UmutBenzer.

Troll’lere dipnot: @UBenzer’i aldım ama kullanmıyorum. Hesabı alamazsın, boşuna kasma. 😄

Yasal haklarınızı ve sorumluluklarınızı bilin

İnternet üzerinde bir şey yazdığınız anda bazı yasal sorumlulukların altına girmiş olursunuz. Bunlardan en başta geleni de kişilik haklarına saygıdır muhtemelen. Unutmayın, eğer birine hakaret ederseniz o kişi size sağlam bir tazminat davası açabilir. Bu yüzden hakaret ile eleştiri arasında gidip geldiğiniz yazıları iki defa okuyup öyle yayınlayın. Paranız varsa önce bir avukata danışın.

Gelelim yasal haklarınıza… Hakaret mesela. Yorum kısmına ana avrat küfür mesajları yollayanlar olacaktır, hep olur. Eğer yeterince vaktiniz ve sabrınız varsa, azıcık da gıcıklık yapmak istiyorsanız hakaretten dava açabilirsiniz. Uğraşır mısınız, pek sanmam. 😄

Ve en önemli konu: Yazılarınızın çalınması. Bu da yasal bir suç. Yazdıklarınızın sizden izin alınmadan başka bir yerde yayınlanması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 71. Maddesine göre suç sayılmaktadır. Çalan kişiyi bunu “nazikçe” hatırlatarak uyarabilir ve hala kaldırmıyorsa dava açabilirsiniz. Tazminat kazanabilir veya hırsızı hapse gönderebilirsiniz. (Evet hapis de var. 6 ay civarı.)

Daha ayrıntılı bir bilgi burada yer almaktadır.

Her telden yoruma açık olun

Yoğurdun ak olduğu bariz belli olsa da, siz blogunuza bunu yazdığınızda “Hayır sen yanlış biliyorsun, karadır!” diyen mutlaka olacaktır. Sakın ama sakın “görüşüme ters” veya “saçma” gibi düşüncelerle bu yorumu yayınlamamazlık yapmayın. Herkes istediğini söyleyebilsin. İlla bir şey diyecekseniz cevap şeklinde yazın.

Hele ki akla karanın olmadığı  durumlarda, gelen yorumları sizin düşüncenize uymuyor diye onaylamamanız daha da kötüdür. En başta Web’in özgür ruhuna aykırıdır. Bunu da unutmayın. (Konu örneği: CHP’yi veya AKP’yi öven bir yazı, her durumda bir kesim yazdıklarınızı beğenmeyecek.)

Fikirler tartışarak güzelleşir, gelişir. Bırak arkadaş isteyen istediğini söylesin.

Fikirlerinizi söylemekten çekinmeyin

Bazen öyle bir baskı olur ki, yazdıklarınız yüzünden “mal, gerici, bağnaz, kafatasçı, inek, öküz, ahlaksız, i.ne, .sspu vs.” muamelesi görürsünüz. Eğer sen düşünceni doğru buluyorsan, üzerinde tartışabilecek bilgin varsa, arkasında durabiliyor, altına da imzanı atabiliyorsan baskılara boyun eğme. Mutlaka yaz o yazıyı. O fikirlere ihtiyacımız var bizim. Okuyalım, düşünceni öğrenelim. Katılırız katılmayız ona bir şey diyemem.

Yazıları yayınlarken sıralamaya dikkat edin, tek bir kategoriye abanmayın

Yazıları yazarken konulara göre eşit bir dağılım yapmaya çalışın. Arka arkaya 20 karikatür, sonra 10 tane program tanıtımı, sonra 30 politik, 5 depresyon yazmayın.

Bir o kategoriden bir bu kategoriden yazın ki, sizi programlama hakkındaki yazılarınız için takip eden okurlarınız da sıkılmasın, karikatürleriniz için takip eden de.

Mutlaka iletişim formu ve hakkında kısmı olsun

Blog gezerken sıkça denilen şeylerden biri şudur: “Kardeş iyi hoş güzel yazmışsın da, sen kimsin ki?” Bu sorunun cevabı blogunuzda ve kolay ulaşılan bir yerde olsun. Hangi lise/üniversitedesiniz, ne iş yaparsınız, çocuğunuz var mı, hangi şehirdesiniz vs… Bunları merak ediyoruz. Çünkü okudukça sizi tanıyoruz ve daha fazlasını bilmek istiyoruz. 😃

Ulaşılmaz olmamak da çok önemli. İletişim formunuz olsun ki size ulaşabilelim.

Son olarak, sitenizde e-posta adresini vermemenizi öneriyorum. Böylece hem bolca yeni spamdan kurtulursunuz, hem de iletişim formu daha profesyonel ve kolay kullanımlı bir şey. MSN falan vermeyin dememe gerek yok zaten sanırım. 😄

Dipnot: Bir ara ben de üşenmeyip hakkımda kısmını güncellesem iyi olur, biliyorum.

Bitirirken

Buraya kadar okuduysanız tebrikler. Kafamda olsa, şapka çıkarırdım size. Önerilerimi beğenmek beğenmemek, uygulamak veya uygulamamak size kalmış.

Okuduğunuz için teşekkürler. 😃