Amaç

Kendimi çok kötü hissediyorum. Yapacak bir şeyim yok. Yapacak hiçbir şeyiniz olmasa siz ne yapardınız?

Uzun süredir kendimi bu kadar yalnız hissetmemiştim. Uzun süredir hiç bu kadar boşlukta da hisettmemiştim kendimi. Şu an yurtta oturuyorum. Bilgisayarımın başında. Ne güzel değil mi? Oh, Internet'i var, bilgisayarı var, tek başına kaldığı lüks bir odası var. İnsan başka ne isteyebilir ki, değil mi? Bunlar olunca iyi olan; olmayınca, "olsa iyi olurdu da olmadı artık ne yapalım idare etmek zorundayım" diyebileceğiniz şeyler.

Kendimi çocukluktan beri uyutmuşum. Ya da İzmir'e geleli çok değiştim, bilemiyorum. Küçükken amacım 'Anadolu Lisesi'ni kazanmaktı. Bana hep dediler, "iyi bir eğitim şart, parasız kalırsın, kötü olur". Mantıklı geliyordu kulağa. Amacıma ulaştım, 'Anadolu Lisesi'ni kazandım. Sonra amacım 'iyi bir üniversite' idi. Bunun için ÖSS'yi yüksek bir puanla kazanmalıydım. Tüm lise yıllarımı, 4 yılımı, buna verdim. Kendimi derslere verdim. Ve o da bitti. İyi bir üniversitenin hayatım boyunca istediğim bölümünü kazandım. Oradan bakınca müthiş görünüyor değil mi?

Daha ne isteyebilirdim ki? Çok şey istiyormuşum aslında. Bu kadar şeye rağmen çok mutlu olmadığımı fark ettim. Dile getirmesem de üniversiteden "iyi bir bölüm, iyi bir iş"ten çoook daha fazla beklentim vardı. Aslında "iyi iş, iyi bir geçim kaynağı" beklentim artık o kadar da yoktu. Daha lisenin başlarında programlama yeteneğimi idare eder seviyeye çıkarmıştım. Piyasadaki birçok adamdan çok daha iyisini yapabilir, iyi ya da kötü geçinebilirdim. Ve de üniversitemi tabii ki bitirecektim, aksi imkansız, okumayı çok ama çok severim. Bunları yapacağımı zaten bildiğim için bunlar amaç olmaktan çıkmıştı ve kendime yeni bir amaç bulmalıydım. ÖSS denilen aptalca sınav da bittiğine göre artık mutlu olma zamanım gelmişti.

Üniversiteye adım atar atmaz, belki de daha ilk kayıt gününden, ne istediğimi çok iyi anladım.

"Başarılı olmak" derslerin 5 olması ya da sınavda full çekmek anlamına gelmiyor. Bunu hep yanlış yorumlamışım. Başarılı olmak mutlu olmak anlamına geliyor. Hayatımızda ne kadar başarılı olduğumuz hayatımızda mutlu olduğumuz anların tüm hayatımıza oranıyla belirlenebilir.

Mutlu olmak için iyi bir arkadaş çevresine ihtiyacım vardı. Üniversitede bunu buldum. O kadar şanslıydım ki çok iyi bir sınıfa düştüm: B201. Ve aradığımın bu olduğunu anladım: Güzel bir arkadaşlık çevresi. Her anımı onlarla beraber geçirdim. Derdimi anlattım, dertlerini dinledim. Kendimi kötü hissetmedim. Çünkü beni dinliyorlar ve daha önemlisi anlıyorlardı. "Frekanslarımız uyuşuyordu" Lisede birçok kişiye anlatmakta güçlük çektiğim ifadeleri bir deyişte anlıyorlar ve hoşuma giden mantıklı cevaplar veriyorlardı. Evet, aradığım yer burasıydı, üniversite! Ege! B201! Böyle seviyeli arkadaşlar ve bir de özel birisi...

Beklentileriniz ne kadar büyükse, hayal kırıklığı da o kadar büyük olur.

İstediğiniz kadar tanıdığınız olsun, eğer benim kafamdansanız onların beğeneceği işler değil, kendi kafanıza uygun işleri yaparsınız. Ben de kendime çalışıyorum. Değer verdiğim insanların yorumu dışında da kim ne derse umurumda olmuyor. Ama bir yerde o değer verdiğiniz insanların olumlu yorumlarından fazlasına ihtiyacınız oluyor: İşte o noktada arkadaşlık yetmiyor. Birine ihtiyacınız var. Sizle bir arkadaşın yapamayacağı şekilde anlaşacak birine... Derdinizi anlattığınızda yardım etmek yerine sadece size sarılarak öyle kalacak birine... Bakınca mutlu olacağınız birine... Daha uzaktan görünce gülümsemenizle ağız kulak arası mesafenizi sıfıra indirtecek birine... Ya da özetle, aşık olacağınız birine...

Böyle birini bulmuştum. Daha doğrusu, neredeyse emindim bulduğuma. Büyük beklentilerim vardı. Gece arkadaşlarımdan ayrılıp yurda dönerken düşünebileceğim birinin olması gibi. Hiç yalnız kalmamak gibi... Mutluluğumu artırıp, sonsuza kadar o yüksek noktada sabitlemek gibi... Her şey de iyi gidiyordu. Beklentilerim arttı. Olumlu bakmak gibi bir hata yaptım. Beklentilerim daha da arttı.

Duygularımı anlattığımda kendimi çok rahat hissediyordum. Utanma sıkılma dönemini aşmıştık zaten, üniversiteliydik artık. 😃 Onun yanında rahat olamazsam kimin yanında olacaktım ki? Beklemediğim bir cevap aldım. Birkaç gün önce başka birinin çıkma teklifini kabul etmesi gibi. Komik geldi önce. "Hihohaha hayata bak amma saçmalıyo, hangi kameraya el sallıyoruz 😄" diyesim geldi. Ama sonra, kendime gelince, beklentilerimin hepsinin suya düştüğünü öğrenince bu kamera şakası komik gelmemeye başladı. Anca atabildim kendimi bahçeye... Ne arkadaş çevresi fark etti, ne de "iyi bir üniversiteyi kazanmak". Yapacak hiçbir şeyim kalmadığını fark ettim. Oturdum ve saatlerce ağladım. Amaçsız kalmıştım, büyük bir boşluğa düşmüştüm, dört tarafımda da tutunacak herhangi bir şey yoktu. "İyi bir meslek sahibi olmak, iyi bir üniversitede okumak"a mı bel bağlasaydım? Bu zaten kesinlikle yapacağım (ve yapmakta olduğum) bir şeydi, bir amaç değildi. "İyi bir arkadaş çevresi"ne mi bağlansaydım? Onlar zaten hep yanımdaydı ve bir kısmı hep yanımda olacaktı. Beni sözleriyle avutsalar da ve manevi destek sağlasalar da eninde sonunda akşam hepsinden ayrılıyor ve bir defa daha kendimi yalnız hissediyordum. Her gece yurda dönerken, ya da uyumaya çalışırken, ya da uyuyamadığımdan saat 6'da kalkarken arkadaşlarımın dediklerini düşünmüyordum. Çıkma teklifi ettiğim sahneyi, sonrasında aldığım cevabı yaşıyordum. Öncesinde geçirdiğimiz güzel anlara iç çekiyor kendimi daha da kötü hissediyordum. Ve "O ne yapıyor acaba?" diyordum, şu an sevgilisiyle mi beraber? Acaba birkaç gün erken davransam bu yolda biz ikimiz beraber el ele yürüyor olabilir miydik? Ve kendimi daha da kötü hissediyordum.

Kendimi daha kötü hissetmemek için düşünmemem gerekiyordu. Düşünmemek için sürekli bir aktivite yapmak... Arkadaşlarıma takıldım. Çıkma teklifi ettiğiniz kişi aynı arkadaş çevresindeyse ne olur bilir misiniz? Ben size söyleyeyim. "Arkadaşlarınla takılmak" bir işe yaramaz. Onu görürseniz sürekli, istediğiniz kişiyle takılın, istediğinizi yapın, "takılamazsınız", hep o gelir aklınıza. Dikkatiniz hep onunla ilgili hayallerle meşgul olur. "Şimdi onunla beraber olabilirdim", "Bu yolda iki ayrı uçta değil, kol kola yürüyor olabilirdik." diye düşünürsünüz.

Ve sonuçta her ne kadar arkadaş kalmak konusunda anlaşmış olsanız ve bunun için müthiş bir çaba sarf etseniz de bunu yapamayacağınızı anlarsınız. En azından bende öyle oldu. Ona "tepki koyduğumdan" değil, küstüğümden değil. Onu kıskansam da bundan dolayı da değil.

Onu görünce kendimi sürekli kötü hissediyordum. Geç kaldığım için, böyle büyük bir hata yaptığım için kendimden nefret ediyordum. Merak ediyordum, "Neden beni beklemedi?" ya da "Neden beraber olamadık?" diye. İçimde saçma sapan bir umut doğuyordu bazen. Belki ondan ayrılır, sıra bana gelir diye... Ve bunlar özellikle gece olduğunda, uykuya dalmadan önce kendimi bana daha da kötü hissettiriyordu. Olmayacak şeylere umut bağladığımı fark edince, içimde olmayan son mutluluk da gidiyordu. Ve o zaman kendimi ölesiye yalnız hissediyordum ki ne aile, ne arkadaşlar, ne iyi üniversite beni bir damla daha iyi hissettirmiyordu.

Onu unutmak zorundayım. Ve onu unutmak için görmemeye ihtiyacım vardı. İşte bu yüzden arkadaş kalamadım. Kendimden bir kademe daha fazla nefret ederek onunla görüşmemeye çalıştım. Benim suçumdu, onu ben kaybettim...

Zaman geçer... Onu yolda geçerken tesadüfen görmeye korkacak hale gelecek kadar yalnız kalırsınız. Bu ara sırf onu unutmak için bağlanacak yeni birini arıyorsunuzdur. Aşık olmak için belki de hiç bu kadar hevesli olmamışsınızdır. Ama yaptığınız hata, herkesi onunla karşılaştırmak ve ona göre hoşlanıp hoşlanmamaktır. Kimseye aşık olamazsınız. Hayal edeceğiniz, amacınız olmaya aday kimseniz yoktur.

Bir bakarsınız ki hayattan hiçbir beklentiniz kalmamıştır. Yok, modelleme, yok fotoğrafçılık gibi ıvır zıvırlarla kendinizi avutarak bir seneyi bitirirsiniz. Arkanızı dönüp bakarsınız ki, mutlulukla başlayan o sene nasıl da bitmiş. Üniversiteden ne kadar çok şey beklemişim ve ne kadar büyük bir hayal kırıklığına uğramışım.

Yeni bir sene başlar. 100 insan bir amfidedir. Yarısı "Counterci Gençlik"tir. Geriye kalanın büyük bir kısmı da inektir. Eskiden benim de olduğum gibi. Derse girip çıkarlar. "Merhaba" deyince bile cevap alamazsınız. Gelin onları bir de bir yere davet edin, ya da yiyorsa kaynaştırın.

Eski arkadaşlarınızı mumla ararsınız. Düşünürsünüz, keşke ilk B201 olsa, o zaman bu sene de müthiş olurdu. Sonra yarısı birbiriyle konuşmayan son B201'i bile mumla aradığınızı fark edersiniz. Onlara yine sıkıca tutunmak için. Ama artık herkes dağılmıştır. Ve acıyla fark edersiniz ki, toplanma hevesi kalmamıştır. Koca bir hafta sonunu 0 cevapsız arama ile geçirebilirsiniz.

Yalnızlığınıza küfredersiniz, aklınıza tekrar geç kalmanız gelir, yalnızlığınıza tekrar küfredersiniz. Artık ona karşı çok bir şey hissetmemenize rağmen hala yalnız olduğunuz için kendinizden nefret edersiniz. Kimseyle tanışılamayacak inek amfisinde (ilk izlenim) olduğunuz için hayatınızdaki tüm amaçlarınıza da küfredersiniz.

Bir bakarsınız ki içinizde hiçbir umut kalmamış. Otomatiğe bağlamışsınız. Derse gider, dersten gelir ve vakit geçsin diye Internet'e girer, gezer de gezersiniz. Artık çevrenizdeki insanların mutlulukları da sizi etkilemez. Bir arkadaşınıza isabet eden iyi bir olaydan dolayı onun adına bile sevinemezsiniz. Tam tersi, niye benden daha mutlu/şanslı diye bir kat daha mutsuz olursunuz. Böyle düşündüğünüz için kendinizden bir daha nefret edersiniz.

Böyle devam ederse ne mi olur? (geleceğe yönelik simülasyon) Zaten çok olmayan arkadaşlarınız da sizden yavaş yavaş uzaklaşır. Lise günlerindeki sosyal ortama geri dönmüş gibi olursunuz. Her şeye sıfırdan başlamak için gerekli olan gücü ve umudu kendinizde bulamazsınız. Gece yatarken düşleyecek kimseniz yoktur. Artık ne O kalmıştır, ne eski güzel anılar... Ama yeni kimse de yoktur.

Günlerinizi geçirirsiniz. Amacınız yoktur. Mezun olursunuz. Büyük bir ihtimal iyi bir dereceyle... Mutsuzsunuzdur. Bir amacınız yoktur. En baştan beri istediğiniz olur, iyi bir işe sahip olursunuz. Mutsuzsunuzdur.

Amacınız yoktur. CTRL + ALT + DEL'e basmak yemez. Idle durumundaki bir CPU gibi kalırsınız. Hayat denen yazılım ne zaman Run Time Error verecek diye bekler durursunuz.

Uyarılar:

  1. Lise arkadaşlarıma laf sokmak istemem, ama değerli olduklarını kendileri de bilen 10-15 kişi dışındaki kişilerle arkadaşlıklarım olsa da olur olmasa da olur cinstendi.
  2. B201 hayatımda gördüğüm en güzel topluluktu, iyisiyle kötüsüyle. İleride de daha iyisini göreceğim konusunda ciddi şüphelerim var.
  3. Lütfen bu yazıyı çok ciddiye almayın, geldiler de. 😃
  4. Son paragrafı anlamanızı beklemiyorum.
  5. Bu yazıda kimseye laf sokmadım, suçlamadım, kimseyi üzecek bir şey de yazmadım. Ama yine de bir nedenden dolayı alındıysanız lütfen haberim olsun. Açıklamamı yapacağım ve hepimiz mutlu olacağız. Dağ dağa küsmesin.