Nefret Ettiklerim-2

Bir ara web sitemde nefret ettiklerimin olduğu bir liste yapmıştım. O listeyi yayımladıktan sonra da yazmaya devam ettim. Bugün taslaklara bir baktım ki, yeterince nefret ettiğim birikmiş yazıda. Artık yayımlamanın vakti geldi diye düşünüyorum. Koyu yazılanlar özellikle üzerinde durduklarım.

  • Fotoğraf yerine resim kelimesinin kullanılmasına uyuz oluyorum. TDK'ya göre eş anlamlılar, ama olmamalılar. Uyuz oluyorum. Resim çizilen bir şeydir, fotoğraf çekilen bir şeydir. Birinde fırça kullanırsın, birinde objektif.
  • Bir şeylerin karambole gelmesinden nefret ediyorum. Mesela ciddi bir konuda konuşuyorsunuz. Tam o ara arabanın biri kırmızı ışıkta geçiyor. Arkadaşınız da siz de arabaya bağırıp çağırıyosunuz. Yanınızdakilerden biri trafik ışığını ihlal etmiş arabalarla olan bir anısını anlatmaya başlıyor ve sizin önemli konu güme gidiyor.
  • Bayan arkadaşlarımın (istisnalar kaideyi bozmaz) bana "abi" diye hitap etmelerinden hoşlanmıyorum ne yalan söyleyeyim. Bkz. Hitap Şekilleri
  • Bazı konularda bahtsız bedevi olmaktan nefret ediyorum.
  • Verilip de tutulmayan sözlerden nefret ediyorum.
  • Verip de tutması imkansız olduğu için tutamadığım sözlerden dolayı kendimden nefret ediyorum. Karşı taraf verdiğim sözleri takmamakta, hatırlamamakta, hatta ve hatta beni bile takmamakta, hatta ve hatta ve hatta belki adımı bile unutmuş durumda. Yani sözümü tutmamı beklemiyor. Ama ben bir defa demiştim, ve içimde kaldı.
  • Mantığımla duygularımın arasında iyi bir oran tutturamamaktan nefret ediyorum. Bir olayda ya çok mantıklı, ya da çok duygusal davranıyorum. İkisi de bana "kapak" olarak geri dönüyor. Bkz. Duygu vs. Mantık
  • Bizim kattaki odalardan birinin kapıyı hayvanlık derecesinde gürültülü çarpmasından, başka bir odanın gecenin üçünde koridorda tekerlekli ofis sandalyesi sürmesinden, karşı odamızın duşta arabesk söylemesinden nefret ediyorum.
  • "Derslerin hayattan daha çok kafaya takılması" olayından nefret ediyorum.
  • Uzaktan arkadaşlarım olmasından nefret ediyorum.
  • Birbirimize her şeyi anlattığımızı söylediğimizde, ben cidden her şeyi anlatmış olmama rağmen karşımdaki kişinin bana sadece "bir kısmını" anlatıp bunu "tamamı" gibi yutturmaya çalışmasından nefret ediyorum. Üstelik ben zorlamıyorum, kendisi anlatıyor ve "her şeyi" (!) anlatıyor.
  • "de"'yi ayrı yazmayı beceremeyenlere, ve "çooooq yardım et lütfen pls." örneğindeki gibi "pls" ve "q" kullanıp Türkçe'yi katledenlere uyuz oluyorum. Halbuki "byee" yazmak batmıyor, o da ilginçtir... 😃
  • Hoşlandığım biriyle sıradan arkadaşlık ilişkimi gereğinden çoooook daha fazlasıyla uzun sürdürüp arkadaşlık/dostluğa bağlamaktan ve ondan hoşlandığımı bile söyleyemeyerek şansımı hiç deneyememekten nefret ediyorum. Bunun üstüne arkadaşlığa bağladıktan sonra da hoşlanmaya devam edebiliyorsunuz ki, o da ilişkinin tadı tuzu oluyor. (mesela sirke tadında)
  • Facebook'tan nefret ediyorum.
  • Yalnız olmaktan nefet ediyorum.
  • Arkadaşlarımın suratlarını görememekten artık neye benzediklerini unutmaktan nefret ediyorum.
  • MSN'de ben çevrimiçi olur olmaz bir anda çevrimdışı olan (ya da görünen artık bilemiyorum) kişilerden nefret ediyorum.
  • ASUS'tan nefret ediyorum. Bkz. ASUSUNAKO
  • Uykusuzluktan nefret ediyorum.

Peki siz nelerden nefret ediyorsunuz?