14 Şubat

Biliyorsun bugün 14 Şubat. Daha iki gün öncesinden hazırdı zaten planımız. Kalekapısı’nda buluştuk. Kaleiçi güzeldir, bilirsin. Kaleiçi’ne girdik. Daracık taş sokaklardan, iki tarafı tarihi binaların arasından geçerek yat limanına gittik. Şöyle bir turladık limanı. Her yer insan kaynıyordu. Hava bulutluydu, hatta bazen yağmur çiseliyordu, ama bizce hava böyle daha iyiydi zaten. Güneşli havayı niye sevelim ki… Hele de Antalya’daysak! Hem sıcak yok, hem hafif hafif yağmur yağabiliyor. Romantik insanlarız biz.

Böyle özel bir günde kazıklanacağımızı bildiğimiz halde bir yat gezisi yapmak istedi canımız. Cender otelin daha da ilerisine giden uzun yat gezilerinden birini tercih ettik. Vaktimizi pazarlık etmek gibi “fani” şeylere harcamak istemiyorduk. İlk fiyata “Öğrenciyiz.” diyerek razı olmasak da ikinci önerilen fiyattan anlaştık.

Antalya’nın denizden manzarası doyulmazdır. Falezler, falezlerin üstündeki kale surları, Karaoğlan Parkı’ndaki, denizden bakılınca minicik görünen insanlar… Sanırım kelimelerin yetersiz kaldığı yerlerdeyim. Ama sen biliyorsundur, anlatmama gerek yok.

Yanıma fotoğraf makinemi almamıştım. Manzara aramak istemiyordum, fotoğraf çekmek istemiyordum. Bunlara vakit ayırmaktansa sevgilime sarılıp günü alabildiğine yaşamayı tercih ediyordum. Bugünden geriye kalan tek “iz” aklımızda kalanlar olmalıydı, fotoğraf makinemin hafıza kartında kalanlar değil.

Yat gezisi biterken, gitgide hızlanacağı belli olan bir yağmur başlamıştı. Bulutlar gitgide kararıyordu ve güneş görünmez olmuştu. Yat limanından Cumhuriyet Meydanı’na çıktık. Konyaaltı caddesi boyunca yürümeye başladık. Yağmur ahmakıslatan ile sağanak arasında gidip geliyordu. İkimizde de şemsiye yoktu. Üşümüyorduk, hava sıcaktı, burası Antalya’ydı, ama yine de birbirimize biraz daha sokulduk.

Ne kadar yağmur yağarsa yağsın sorun olmayacaktı zaten bizim için. Biz mekanik değildik, hücrelerden oluşmuş, yağmurda hasar görmeyen iki ölümlü canlıydık. Ve bugünü sadece birbirimize ayırdığımızdan yanımızda elektroniğe dair hiçbir cihaz yoktu. Ne cep telefonu, ne fotoğraf makinesi ve müzik çalar…

Saati bilmiyorum ama etraf umduğumdan çok daha az kalabalıktı. Arada sağımızdan geçen tramvayın tıngırtısı ve kaldırımdaki çukurlardan kaçmak için bir sağ bir sol yapmamız en çok tekrar eden iki aktiviteydi.

Binalar bitince deniz göründü tekrar. Tamamen gri, dalgalı, falezlere çarptıkça köpüklenen, ufukta bulutlarla aynı renk olan o vahşi deniz! İlerde Atatürk parkı vardı, oraya girdik. Ağaçlar yağmuru kesiyordu, ama bir yandan da havayı olduğundan çok daha fazla karartıyordu. Bu ilginç atmosferin içinde yağmur kokusunu içimize çekerek ilerledik. Yarı yarıya ıslandıktan sonra parkın içindeki bir kafeteryaya oturduk.

Doğrusu o zamana kadar yapılmış en güzel sıcak çikolata değildi. Ama gerek karşımda oturan güzelden, gerek yarı yarıya ıslanmış olmamdan; içimi ve kalbimi ısıtan en tatlı çikolataydı o benim için.

Uzunca bir süre orda oyalandık. Artık hava bulutlardan dolayı karanlık değildi, gün batmıştı. Kafeteryadan çıkınca Atatürk parkından çıkarak dosdoğru Varyant’a geldik. Deniz gecenin siyahı olmuştu. Aşağıda birkaç ufak ışıktan fazlası görünmüyordu.

İndik aşağıya… BeachPark’a… Kıyıdaki şeritten geçerken solumuzdaki plaj bomboştu. Periyodik dalga sesleri dışında kimsecikler görünmüyordu. Sağımızdaki kafeteryaların açık alanlarındaki sandalyeler sararmış çimlerin üstünde üst üste duruyorlardı. Kapalı kısımları ise loş ışılaklarla –bazen mumlarla– aydınlatılmış, romantik bir ortam sağlanmıştı. Ne de güzeldiler

Beach Park’ı dosdoğru geçerek Konyaaltı plajları boyunca yolumuza devam ettik…

Bugün için söyleyebileceğim tek bir şey var: Yanımda başka birisi olsa, yağmur rahatsız ederdi beni; adımlarımı hızlı hızlı atardım, acelem varmış gibi… Onsuz olmuyor, sanırsam o da böyle düşünüyor. Biz birbirimizi seviyoruz.

Benim günüm böyle geçti Umut. Uzun süredir mektup almadım senden, sen n’yapıyorsun? Nasıl gidiyor hayat?

14.02.2008
İmza: Özgür Başarı

Merhaba Özgür,

Öncelikle bana yazdığın için teşekkürler. Ben de iyiyim. Bugün tüm gün uyudum. Seneye uzun uzun mektuplarına kısa ve öz bir cevap vermemek dileklerimle.

14.02.2008
İmza: Umut Benzer