Ya, eğer?

elseif elseif   Hayatımızın “ya, eğer” kısmı, doğru olanı yaptığımızı kanıtlayan, ancak diğer taraftan hayatımızın ne kadar b.ktan olduğunu bize gösteren, hayal gücümüzün inanılmaz yoğunlukta çalıştığı noktaya taktığım addır.

Zaman, Lise’de okurken yazdığım, iki sonu olan bir hikâyedir. “ya, eğer” durumunu bu hikâye üzerinden örnekleyeceğim. Örnek, hikâyenin sonuna dair bilgiler içerecek. Eğer hikâyenin özeti yerine kendisini okumak istiyorsanız buradan kendisine ulaşıp bu yazıyı okumayı erteleyebilirsiniz.

Zaman, 8 kişilik bir takım halinde dağcılık-kamp yapan bir topluluktaki insan ilişkilerini anlatmaktadır. Özgür ve İnci bu takımın birer üyesidirler. Özgür ve İnci (daha önce birbirlerini tanıyıp tanımadıkları hakkında bilgi verilmemiştir) çok iyi anlaşan, iki yakın arkadaş, hatta iki dosttur. İlerleyen zaman içinde gerçekleşen bazı olaylar neticesinde (Özgür İnci’nin hayatını kurtarmıştır. İnci’nin hayatını kurtardığı o ufacık zaman diliminde Özgür’ün aklından İnci’nin ölmüş olabileceği, İnci’siz hayatın ne kadar berbat olacağı, İnci’ye daha söyleyemediği şeyler olduğu, hissettiklerinin dostlukla açıklanıp açıklanamayacağı gibi düşünceler geçmiştir.) Özgür İnci’den hoşlandığını kabul eder.

Burada “Ya, eğer” kısmı geliyor arkadaşlar. Özgür için iki seçenek vardır: İnci’ye duygularını anlatmak ya da kendi içine gömmek. Özgür başarı bu iki düşünceyi kafasında tartar.

Eğer İnci’ye hiç açılmazsa, aralarında ilişki neyse (ki dostluktur) olduğu gibi devam edecektir. Ama Özgür bunu istemekte midir? İnci’den hoşlandığına göre ona dost olarak davranmaya devam edebilecek midir? Bunları İnci’ye ne derece yansıtacaktır?

Ya İnci’ye açılırsa… İnci acaba olumlu bakacak mı? İnci’yle sevgili olduklarının hayalini kurar Özgür Başarı… Kordon’da el ele gezerken, Antalya’nın deli yağmurlarında şemsiye açmadan gezerken ya da son otobüsü kaçırıp sabahlamak zorunda kalırken… Ya da sadece iyi günlerde değil, İnci’yi en yakın arkadaşlarından birinin kaybı için avuturken ya da beraber finallere hazırlanırken de hayal edebilmektedir kendisini… Ve bunların hepsini büyük bir istekle yapabilecektir, İnci’sini mutlu edebildikten sonra…

Özgür Başarı bu hayallere daldığını fark eder. Uykuya dalmakta zorlandığı yalnız gecelerde bunları düşleyerek derman bulmak yetersizdir. Bu hayaller, uğrunda deneme yapılacak kadar değerlidir. İnci, uğrunda deneme yapılacak kadar değerlidir. “Keşke” demekten iyidir denemek…

Tüm bu “Ya, eğer” hayalleri “İnci olumlu bakmazsa” düşüncesinden baskın gelir.

“Ya İnci ölseydi? Ya hayatını kurtaramasaydım? Bu hissettiklerimi ona anlatamasaydım? Hiç mi pişman olmayacaktım?”

Özgür Başarı gider ve İnci’ye hislerini açar.

İnci böyle bir ilişki düşünmemektedir. “Biz dostuz.” nedeni başta olmak üzere çeşitli nedenlerle Özgür’ü geri çevirir. Hikâye devam etmektedir, ancak bu yazı ve *“Ya, eğer”*i anlatmak için yukarıdaki kısım yeterli.

Özgür ileride “keşke” dememek için, “geç kaldım” dememek için, hayallerini gerçekleştirmek adına bir adım attı! Ne hayaldi ama! Özgür “ya, eğer” durumunu gerçekleştirmeye çalışmakla doğru olanı yapmıştı. İnci ile Özgür mutlu olabilirlerdi, Özgür bunu her şeyden çok istiyordu ve denemek zorundaydı. Ya eğer gerçekten de olumlu bir sonuç alsaydı?

Denemeden bilemezdi.

Hayatımızın “ya, eğer” kısmı, doğru olanı yaptığımızı kanıtlayan, ancak diğer taraftan hayatımızın ne kadar b.ktan olduğunu bize gösteren, hayal gücümüzün inanılmaz yoğunlukta çalıştığı noktaya taktığım addır. “ya, eğer” kısmını pişmanlık duymak yerine kendimizi avutmak için kullanırsak (yani kendimizi kandırırsak) doğruyu yaparız. Yoksa “Aaah, ah” çeker depresyon üstüne depresyona gireriz.

“Ya, eğer” durumu sadece duygusal olaylara indirgenmemeli. Eminim bir hafta çalıştığınız halde kötü geçen bir sınavın arkasından da “ya eğer” uygulanabilir. “Ya eğer iyi geçseydi? En azından ben denedim!” diyebilirsiniz. “Keşke çalışsaydım.” demekten iyi olsa gerek.

“Ya, eğer” bizi tembellikten ve amaçlarımızı gerçekleştirmemekten uzak tutuyor.

Guguk Kuşu'nda McMurphy’nin dediği gibi:

“En azından BEN denedim!”