Ege Üniversitesi Yerel Mühendislik Yarışması Macerası - Bölüm 2

ELEC kapsamında Cumartesi günü yaptığımız tasarım, şuracıkta konuşlanmış Bölüm 1’de anlatılmıştı.

elec-ege-2010-bilmuhcularin-bir-kismi elec-ege-2010-bilmuhcularin-bir-kismi   Yaptığımız tasarımları, zarfa koyduk. Ama zarf kapanmadı, zarfın boyutları kâğıtların boyutlarını tutmuyordu. 😄 Her neyse… Zarfları teslim ettik ve Pazar günkü sunumunuzu heyecanla beklemeye başladık.

Pazar günü geldi çattı. Sunumlar, Tekstil Mühendisliği’nin konferans salonunda 12.30’da yapılacaktı. Normal olarak beklersiniz ki, program 12.30’da başlasın. Ama ilginç bir şekilde BEST topluluğunun anlayışı bu değildi. 12.25’te konferans salonunun kapısı hala kitliydi. 12.30’da salonun kapısını, kapının önüne yığılmış biz olduğumuz halde gelip açtılar.

Daha sonra salonun içerisinde boş yere mikrofon kurulumu, ışıklandırmalar, masaların taşınması, koltukların ayarlanması ve buna benzer şeyleri bekledik. BEST Pazar günkü organizasyonun açılışını, kepenk açan küçük esnaf profesyonelliğinde yapmış olsa da, en azından saatlerini ileri almayı unutmadıkları için şükrettik, bir saat fazla da bekleyebilirdik.

Hatalı bir açılış konuşmasından sonra (Konuşma yapan kız “Makine Mühendisliği Fakültesi’nden Bıdı Bıdı Hoca…” “Elektrik – Elektronik Mühendisliği Fakültesi’nden Dıdı Dıdı Hoca…” diyerek fakülteler icat etmiştir.) sunumlara başlandı.

İlk sunumdan önce sunumların kaç dakika olması gerektiği söylenmedi bile. Herhalde telepatik yollardan öğrenmemiz beklendi. (Mühendisiz ya.) Sonra öğrendik ki beş dakikaymış.

Öncelikle dört buçuk saatlik tasarımımızı bizden beş dakika içerisinde anlatmamızı normal bulan zihniyeti tebrik etmek istiyorum. Daha sonra, hazırladığımız kullanım kılavuzu, tahta çizimleri, konsept çizimleri ve buna benzer hiçbir şeye göz bile atmadan puanlama yapabilen, (yani sadece konuştuklarımızı yeterli bularak puanlama yapabilen) jüriyi de tebrik etmek istiyorum.

Her neyse… İlk grup çıktı. Hatırlarsanız, bir önceki gün, sunumlarımızı hazırlarken bilgisayar kullanmamıza izin vermediklerini söylemiştim. Grup çıktı, bir önceki gün hazırladıkları 12 punto el yazısı ile yazılmış kâğıtları tahtaya yapıştırmaya başladı. Bir kitaptan sayfa kopardığınızı düşünün. Bunu bir tahtaya asıyorsunuz. Sonra jürinin ve onlarca izleyicinin orada yazanları şahin gözleriyle zum yapıp görmesini umuyorsunuz. Bir de dört buçuk saatlik çalışmanı ürünü olan o kağıtta yazanları beş dakikaya (?) sığdırıyorsunuz (?). Üstüne, jüri sizden incelemek için bu dokümanları istemiyor, bunları okumuyor bile, ve adil bir puanlama bekliyorsunuz.

Öeh.

Biz kendimizce, minik minik yazılmış kâğıtları tahtaya asmaktan daha yaratıcı bir çözüm bulduğumuza inanıyoruz. Her ne kadar BEST üyeleri (yaratıcılık istemelerine rağmen ironik bir şekilde karşı çıksalar da), o tahtaya bir şeyler yapıştırmak yerine, sunum boyunca kendi kalemlerimizle çizim yapmayı uygun gördük.

Sunumu ben ve takım arkadaşlarımdan Okan beraber yaptık. Sunumun ortasında kablosuz mikrofonumun şarjı bitmese daha iyi olurdu tabi.

Her neyse… Biz daha oyunun kurallarını tam anlatamadan süre bitti. Zaten sonra fark ettik ki, oyunun ayrıntılarına, mesela kurallarda açıklar olup olmadığına, veya buna benzer şeylere hiç bakmıyorlarmış bile.

Diğer gruplar sunumlarına devam etti. Kimisine beş dakika süre bile verilmezken, kimi gruplar 10 dakika kadar anlattı. İlk başlarda anlatan gruplar hızlı hızlı, tüm projelerini sıkıştırmaya çalışırken, sonlardaki gruplar yaymaya başladılar. Sunum kısmının adil olduğuna inanmıyorum, mantıklı olduğuna hiç inanmıyorum.

Her neyse… Sunumunuzu yaptıktan ve diğer sunumları dinledikten sonra artık beklemenin vakti gelmişti. Sonuçlar açıklandı ve ne biz, ne de bilmuhtan katılan diğer gruplar (bildiklerim: Bilmuh, Smyrna, Seferoğulları) derece alamadık.

Puanlama ve jüri konusunda önemli sorunlara değinmeden edemeyeceğim:

  1. Ya jüri, yarışmacıların olmadığı bölümlerden seçilmeliydi ya da jüri üniversite dışından olmalıydı. Jüriler yarışmacıları, yarışmacılar jürileri önceden tanıyor olmamalıydı.
  2. Jüriler, projelerimizi sadece beş dakikada dinleyip yargılamak yerine, hazırladığımız dokümanları da incelemeliydi. Değerlendirme süreci daha uzun olmalıydı. Jüri yarışmacılara, sıkıştıran sorular sormalıydı. Gerektiği halde değerlendirme birkaç gün sürmeliydi.
  3. Jüriye puanlamayı neye göre yapacakları, jüri salona geldiğnde, ön koltukta otururlarken gözümüzün önünde anlatılmamalıydı. Jüriye, sanki “geçerken uğramışlar da bir puanlayıvermişler” muamelesi yapıldı. Ya jüri gelmeden önce neye göre puanlayacaklarını bilmiyorlardı bile (ayıp!) ya da organizasyondakiler jüridekilere ilerizeki muamelesi yaptı. (ayıp!)

Organizasyonda sadece ilk üç açıklandı. Daha sonra jüriye giderek, kaçıncı olduğumuzu öğrenmek istedik. Sorduğumuz kişi, “Puanlama henüz yapılmadı, valla ben de bilmiyorum, elime sadece ilk üç verildi, ben de onları söyledim.” dedi bize.

Tek bildiğimiz, dereceye giremediğimiz. Ama kaçıncı olduk bilmiyoruz. Ne biz biliyoruz, ne jüri, ne yarışmayı yapanlar biliyor. Nasıl bir puanlama bu, ilk üçü belli ederken diğerlerini belli etmiyor vallahi biz anlamadık, sizi bilmiyoruz.