İstanbul Macerası Bölüm 3

Ayasofya Müzesi’nden sonra sırada, hemen bitişiğindeki Topkapı Sarayı vardı.

Topkapı Sarayı

Topkapı Sarayı Girişi Topkapı Sarayı Girişi   Ayasofya’dan çıkınca kalabalığı izleyerek Topkapı Sarayı’na vardık. Sarayın avlusunun girişinde, tavanı ahşap işlemeli, oldukça gösterişli bir çeşme vardı. Topkapı Sarayı’nın avlusu da oldukça bakımlıydı. Daha sonra sarayın ikinci kapısına geldik. Müze Kart’larımızı bastık. Girdik.

Topkapı Sarayı'nın Bahçesi Topkapı Sarayı'nın Bahçesi   Topkapı Sarayı'nın Bahçesi Topkapı Sarayı'nın Bahçesi   Topkapı Sarayı'nın Bahçesi Topkapı Sarayı'nın Bahçesi  

İkinci avlunun içerisinde sağ tarafta upuzun bir bina halinde sarayın mutfağı vardı. O kadar kişiyi doyurmak kolay değil… Ancak restorasyonda olduğundan içini gezme şansımız olmadı. (Bunları da çaktırmadan peşlerine takıldığımız rehberlerden öğreniyoruz. 😛)

Topkapı Sarayı'nın Bahçesi Topkapı Sarayı'nın Bahçesi   Topkapı Sarayı Topkapı Sarayı   Topkapı Sarayı Topkapı Sarayı   Topkapı Sarayı Topkapı Sarayı   Topkapı Sarayı Topkapı Sarayı   Topkapı Sarayı Topkapı Sarayı  

Her neyse… Yabancı konukların ağırladığı salonlardan, İstanbul’un dört bir yanının görülebileceği seyir teraslarına kadar her yeri gezdik. Harem dairesini, sarayın girişi dışında ayrıca para vererek gezildiğinden ve ilginç bir şekilde harem dairesine Müze Kart ile giremediğimizden (Kültür Bakanlığı’nın para tuzağı) ve çok paramız olmadığından gezmedik.

Topkapı Sarayı’nda Kaşıkçı Elması’nı da görme şansımız oldu. Maşallah avcum kadar elmas! Bu kısımlarda fotoğraf çekimi yasak olduğundan görüntü alamadık.

Füniküler

(Başlığı atınca Word bile altını çizdi.)

Topkapı Sarayı’nı gezmeyi bitirdiğimizde konser saati de yaklaşmaktaydı. İndiğimiz durak Sultanahmet’ten tramvaya bindik, son durağa kadar gittik ve Kabataş’ta indik. Monopoly’de alınca çok kral olan Kabataş İskelesi’ni de böylece görmüş olduk.

Füniküler! Füniküler!  

Füniküler, Kabataş İstasyonu Füniküler, Kabataş İstasyonu   Tramvaydan indik. Fünikülere bindik. Füniküler ne derseniz, yer altından giden teleferik gibi bir şey. Otonom çalışan bir araç (60-70 kişi alır tahminimce) raylar üstünde geliyor, kapılar açılıyor, insanlar iniyor. Kapılar kapanıyor, istasyonun diğer tarafındaki kapılar açılıyor, insanlar biniyor, füniküler hareket ediyor ve diğer durakta aynısı tekrarlanıyor. Zaten bir yerden bir yere götürüyor. Teleferik gibi. Yokuş yukarı/aşağı gidiyor. Hatta istasyon eğik inşa edilmiş. Ara durak da yok.

Rayların ortasında kolum kalınlığında bir çelik halat var, tahminimce itme gücü de bu halat ile sağlanıyor.

Füniküler, Kabataş İstasyonu Füniküler, Kabataş İstasyonu   Mantık teleferikle tamamen aynı gibi.

Ayrıca istasyon çok havasızdı ve lağım gibi kokuyordu. Onu da söylemeden geçemeyeceğim.

Bu teknolojik araca bindik, Taksim’e gittik. Taksim metrosu ile füniküler ortak bir yer altı durağına açılıyormuş. Metrodan gelenlerle aynı çıkıştan çıktık.

İstiklal Caddesi’ni Bulmak

Taksim’deyiz de… İstiklal Caddesi nerede? Bulmak zor olmadı. 😄 Kalabalığı takip edince varılan yer, İstiklal Caddesi’ydi. 😄 (Resmen akıyor, ha musluktan akan su, ha İstiklal’de yürüyen insan.)

İstiklal Caddesi’nde biraz yürüsek de, vakit azlığından dolayı daha fazla ilerlemekten vazgeçtik ve (maalesef) bildiğimiz lezzet olduğu için Taksim Meydanı’ndaki Burger King’e daldık.

Restoranın içinde en az 30 kişi sıra olduğu ve her yer dolu olduğu halde “Kapının önünü kapatmayın!” diye bekleyenlere çemkiren ilginç bir müdür, güzel yemekler ve öyle böyle olmayan bir tuvalet vardı…

Burger King Taksim’in tuvaleti ayrı bir yazı olmayı hak ediyor.

Devamı Gelecek

İstanbul'da gezinti böyle devam etti. Tuvalet, Scorpions Konseri ve gezinin ikinci günü başka bir yazıya…

Biraz Tarih, Biraz Bilgi Diyorsanız