İzmir’de Deprem, Tsunami…

Dün gece süpersonik, film tadında bir rüya gördüm. Herhalde depremden ve İnönü Caddesi'nin bitmeyen rezaletinden etkilendim…

İnönü Caddesi İnönü Caddesi   İnönü Caddesi'nde ailecek yürüyormuşuz. Bir bina görüyoruz. Bariz bir şekilde caddeye doğru eğilmiş şekilde duruyor. Anlam veremiyoruz. Poligon'a doğru ilerliyoruz. Başka bir bina daha eğik. Hem de 45 derece falan. Çelik halatlarla yandaki binaya bağlamışlar çökmesin diye. Diğer binanın da çelik halatın monte edildiği noktasında ciddi çatlaklar var ve o da az eğik. İçeride insanlar normal yaşıyor. Hiçbir şey kimsenin umurunda değil.

Birden arkamızdan çatırtılar geliyor, bir bina caddenin üzerine çöküyor. Her yer toz duman. Caddede ve binada insanlar vardı. Tırsıp adımlarımızı hızlandırıyoruz, çünkü bir çok bina caddeye doğru eğik ve ara sokaklar da bina dolu olduğu için Faltay'a (Fahrettin Altay) kadar kaçacak yer yok.

poligon-cukur poligon-cukur   Poligona, gerçek hayatta metro inşaatı dolayısıyla kapalı yere geliyoruz. Orası tek şerit trafiğe açık benim rüyamda. Biz oradan geçerken, üstü betonlanmış ve kapatılmış büyük metro çukurunun üstündeki asfalt çatlıyor, beton yıkılıyor ve çukur açılıyor. Seyir halindeki arabalar kontrolünü yitiriyor. Birkaç araba 30 metre civarındaki çukura düşüyor, insanlar çığlık atıyor vs.

Daha sonra, yanımızdaki (biz caddenin denize yakın kaldırımında yürüyoruz, caddenin diğer karşı tarafındaki) binanın üzerimize doğru gelmekte olduğunu görüyoruz. Neyse ki diğer tarafımız sokak şansımıza. Hiç  düşünmeden sokağa dalıyoruz ve Mithatpaşa Caddesi'ne, oradan da Fahrettin Altay'a çıkıyoruz. Binanın altında kalmaktan ucu ucuna kurtuluyoruz, binanın tüm tozunu yutuyoruz.

Fahrettin Altay'da, İzmir'in kafayı yemiş bu bölgesinden kurtulmak için önümüze gelen ilk ESHOT’a (belediye otobüsü) biniyoruz. Daha otobüste 100 metre gitmeden, her tarafta sirenler çalmaya başlıyor. Anons yapılıyor. Otobüsün içinde olduğumuzdan dolayı ses boğuk geliyor, tam duyamıyoruz, ama ses panik içinde. Otobüsçü abi anonstan sonra güzergahından çıkıyor ve tam gaz başka bir yere yöneliyoruz. Giderken, yanımızdaki viyadüğün de kısmen yıkılı olduğunu görüyoruz. Üzerindeki arabaların bazıları aşağı düşüyor, bazıları durmayı başarmış, öylece duruyor.

Bir süre sonra, otobüs Karabağlar tarafına doğru baya yokuş tırmandıktan sonra genişçe bir meydanda duruyor. Kapıları açıyor. İniyoruz. Meğerse, doğal afet anlarında orası toplanma merkeziymiş. Anons da tüm İzmirlilerin kendilerine en yakın toplanma alanına gitmesiymiş. Toplanma alanı kalabalık, ama çok aşırı değil.

Toplanma alanında yürürken, bu yıkımın bir gün önce olmuş depremle alakalı olabileceğini ancak idrak ediyoruz. Toplama alanı yüksekte bir yerde, bir tarafı dağa doğru çıkmaya devam eden yollara bakıyor, bir tarafından yıkık binalı İnönü Caddesi’ne; yıkık binaların ardından deniz görünebiliyor.

Ben denize doğru bakarken, yüzü bana dönük olan adamın teki arkadaşıyla konuşuyor yanımızda. Diyor ki, "Buraya sadece deprem için çağırmış olamazlar. Depremle alakalı başka bir şeyler de olacak olmalı." Daha ben bunun üzerinde düşünmeye fırsat bulamadan, denizdeki hareketlenmeyi fark ediyorum: Sular çekiliyor!

Tsunami Tsunami   "Tsunamii!" diye bağırıyorum ve  bizimkilerle beraber yokuşa, dağlara doğru koşmaya başlıyoruz. Millet de panik olup koşmaya başlıyor. Daha sonra bir dalga sesi duyuyoruz, üstümüze çiseleyen yağmur gibi deniz suyu gelmeye başlıyor. Bir süre kaçmayı başarsak da en son dalgalar sırtımızdan çarpıyor ve o anda ailemden koparak sürüklenmeye başlıyorum. Onlar bir yana, ben bir yana…

Bir şekilde suyun üstüne sağ sağlim çıkabiliyorum. Suyla beraber sokaklar, caddeler boyunca sürükleniyorum…

Bip bip, bip bip... Çalar saat çaldı, Umut uyandı, işe gitti.