Ege Üniversitesi Yerel Mühendislik Yarışması Macerası - Bölüm 1

Ege Üniversitesi Yerel Mühendislik Yarışması (ELEC) Nedir?

ELEC, BEST adı altında kurulmuş bir Ege Üniversitesi Öğrenci Topluluğunun düzenlemiş olduğu, finalistlerin diğer üniversiteler ile kapışacağı bir mühendislik/yaratılıcılık yarışmasıdır. İki kategorisi vardır: Case Study ve Team Design. Tanıtım broşürlerindeki imla hatası ise gözden kaçmamıştır.

Team Design kategorisinde, takımlara çeşitli malzemeler verilerek, takımlardan o an öğrendikleri görevi tamamlayacak bir düzenek hazırlamaları istenir. Ama bu takımlara önceden hesap makinesi getirebilecekleri gibi ufak (!) ayrıntıların söylenmesi nedense unutulmuştur.

Case Study’de ise, bir problem verilir ve dört saatte bu probleme bir çözüm üretilmesi istenir. Ertesi gün sunum yapılması gerekmektedir, ancak bilgisayar kullanmak ve sunumları elektronik ortamda hazırlamak ilginç bir şekilde mümkün değildir.

Her neyse… Yarışma güya Cumartesi saat 12.30’da başlayacaktı. Ancak daha önce Ege Üniversitesi Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı’nın tüm üniversitelilere duyurduğu elektrik kesintisini duyamayan (!) Best, bizi bir buçuk saat kadar boş yere ayakta bekletti.

Team Design’da, ekiplerden aralarında en az bir metre bulunan iki masa arasına, ellerine verilen malzemelerle bir düzenek kurulması istendi. Bu düzenek ile bir yumurta, bir masadan diğerine kırılmadan geçebilmeliydi.

Mavi Ekran

Biz, grubumuz “Mavi Ekran” olarak, Case Study kategorisinde yarıştık. Bizden Yabancı Diller Ek Binası’na kapatılacağımız dört saat boyunca saksıyı çalıştırarak yaratıcı, kafa çalıştıracak ve geniş kitlelere hitap edecek bir oyun (board game) tasarlamamız istendi...

Önceden duyurulan elektrik kesintisini bilemediklerinden dolayı oyunun kuralları ve yapmamız gerekenler bize ilkokuldayken andımızı okuduğumuz modda, güneşin kabağında, hepimiz ayaktayken Tekstil Mühendisliği bahçesinde anlatıldı.

Daha sonra yabancı diller bölümüne geçtik. Sınıfımıza kapandık. Sınıfımız, benim hazırlığı okuduğum sınıfın hemen yanındaki sınıftı ve bende kısa süreli de olsa bir anı patlaması yaşandı. 😄 Sınıflara girdik ve kapıyı kapadık. Görevliler gelerek, cep telefonlarımızı kapatmamızı ve dolabın üstüne koymamızı istedi. Böyle bir saçmalık daha olmaz bence. 😄 Kardeşim sen nerden bileceksin bizim arama yapıp yapmadığımızı! Kapı kapalı, sınıf bizim… Ya adam gibi topla (ki ben hayatta emanete telefon bırakmam) ya da adam gibi serbest yap.

Her neyse… İki dakika sonra başka bir görevli geldi, sınıflarda bize bırakan tahta kalemini (board marker) kullanmamamız gerektiğini söyledi. Neymiş efendim, bize verdikleri board marker kalıcıymış, silinmiyormuş tahtadan. Ayıp oldu biraz tabi. Bir de mühendislik yarışması ha bu organizasyon! Her neyse… Şansımıza, benim çantada EgeBK derslerinden kalan iki renk tahta kalemi vardı ki, tahtayı kullanma şansı bulduk. Kendimi teşhis koyan House MD gibi hissetmedim dersem yalan olur tahtada. 😄

İki temel oyun fikrimiz vardı, piyasadakilerden farklı ve yaratıcı olan. Bir süre hangisini uygulayacağımızı tartıştık ve zeka-strateji ön planda olan, ufaktan şans da gerektiren bir konsept üzerinde karar kıldık.

Dört saat kafa patlattık. Oyunun kurallarını en ince ayrıntılarına kadar belirledik. Acayip eğlendik. Son bir saatte, yetişmeyecek diye epey tırstık. Ama bitti, yetiştirdik ve güzel de oldu. En sonunda kuralları kolay anlaşılabilir, kafa çalıştırmayı gerektiren, 12 yaş üstü herkese hitap eden, iki saat civarı oynanma süresine sahip, 2-6 kişi oynanabilen, takım oyununa açık, zorluk dinamik olarak belirlenebilen ve her oyunun birbirinden tamamen farklı olması garanti altına alınmış, biraz da şans içeren bir oyun tasarlamış olduk.

Kale

Oyunun adını “Kale” koyduk.

Bitirirken

Yarışma esnasında çok ama çok eğlendik. Süper bir gündü. Derece alamasak ve değerlendirme uzaktan buram buram adaletsizlik ve şike koksa da, güzel bir organizasyondu.

Oyunumuz Kale'nin kuralları ve oyunumuzun jüriye sunulması iki ayrı yazı konusu olacak. 😃

Eğer organizasyon hakkında daha farklı cümleler okumak isterseniz, Seferoğulları’ndan Şeyda’nın yazısına ışınlanabilirsiniz.