...ve bomboş bir dönem daha bitti...

Antalya’ya gidiyorum… Bir dönem daha bitti. Final sınavları için ineklememi Antalya’da yapacağım. Şu anda otobüsteyim, Nazilli’deyiz, Denizli’ye doğru ilerliyoruz. Kamil Koç’un rahat hattının bir nolu koltuğunda tek başıma yolculuk yaparken bir yandan kolamı yudumlayıp internette bu blog girdisini yazarken etrafı seyretmek de pek bir güzel oluyor…

Bir otobüsteki-yolcuları-kurtarma-operasyonu ile yazımı sonlandırayım:

Hollywood'un 46 kez işlediği, “uçakta pilotlar ölür ya da bayılır, yolculardan biri (mümkünse bir çocuk) telsiz talimatlarıyla uçağı sağ salim indirir” klişesinin otobüse uyarlanmış hali…

A: Aloo, aloo, abi ben Kamil Koç İzmir-Antalya otobüsünden arıyorum. Kaptan molada içkiyi fazla kaçırdı herhalde, uyuyor şimdi. B: Evlat sakin ol, muavin orda mı? A: Hayır, otobüste değil, tanrım ona ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok! B: Tamam evlat, hiç korkma, sizi kurtaracağız. Şimdi şoförü yavaşça koltuktan yana çek, sen oturacaksın onun yerine. A: Ama onu yana çekersem düşer, kendinde değil! B: Düşsün it oğlu it! Oraya senin oturman lazım. A: Tamam, oturdum. Şimdi ne yapmalıyım? B: Direksiyonu tut, ne çok sıkı ne çok gevşek. A: Tuttum. Çok eğlenceli görünüyor ehuhe. B: Evlat, ciddi ol. 40 yolcunun hayatı senin elinde. Şimdi önündeki panelde bir çok gösterge var değil mi? Tam ortadaki büyük olana bak, ne yazıyor orda? A: Bismillahirrahmanirrahim. B: Hayır göstergenin üstündeki yazıya değil göstergeye bak! Hız göstergesine bak, kaçla gittiğinizi görebiliyor musun? A: Sıfır. B: Nasıl sıfır? Dikkatli bak. A: Sıfır, gerçekten sıfır. Ölecek miyiz? B: Otobüs duruyor mu gidiyor mu bunu söyle bana seni kuş beyinli! A: Duruyooor. B: Kalk si.ir git eşşoğlueşşek! Bize de panik yaptırdın. Şoför uyanınca devam edersiniz.

Hepimize “takıntısız” günler diliyorum.